"burdasaklaniyorum.blogspot.com" dayım. beklerim :)

algı kapılarım açık olduğu zaman kurander yapıyo.


* BEN
* ESKİLER
Son Yazılar
- acı
- erotizm
- hanım, karizmamı geri ver!
- ne giysem
- kültür sanat kuşağı
- şifreli
- büyük keşif
- içimizdeki çocuklar ve gerçek benler
- ana britannica
- yıllar sonra
- yetenek kaybı
- başık bulamadım. okuyunca sen de hak vereceksin canım okuyucu, b
- yaza kaçış
- itiraf ediyorum
- gemi azıya almak
- tembellikte üstüme tanımam
- nooldu
- sarızeybek
- güz modu
- severim-sevmem
meyl etmek isteyene: saklanmiyorum@mynet.com

yetenek kaybı

yazı yazma yeteneğimi kaybediyorum galiba.
yok yok bahsettiğim şey şu okuduğunuz şeyleri yazıyor olmakla alakalı bişey değil.
buna yetenek demeye utanırım zaten.
yazma yeteneği dediğim şey, gerçekten fiziksel olarak yazma yeteneği.
yazma becerisi demem doğru olur.
kalem tutarak, kağıda yazı yazabilmekten bahsediyorum.
yeni fark ettim, canım sıkıldı.

bir defterim durur iş yerimde, çekmecemde.
bu blog mlog olaylarından önce yazmaya başladığım bişey.
e tabi, bu blogculuk kanıma girmeden önce de aynı böyle yazardım ben.
seneler öncesinden çekilmiş ne "fotoğraflar" vardır öyle bende.
bak şimdi aklıma geldi mesela anneme misafir geleceği bir gün yazdıklarım.
sahi, neredeki o yazı.
10 seneden eskidir.
hani annemin kuzeni ve teyzesinin geleceği gün, o kuzenin görümcesinin de plansız biçimde kafileye katıldığı ve üstelik hiç de samimi olunmayan, neredeyse tanınmayan bu aşırı titiz, temiz, beceri ustası, maharet hastası bu kadının gelişinin evde yarattığı durum komedisini yazdığım yazı.
bir hafif çatlak kahve fincanının beni gülme krizine soktuğu o günü yazdığım yazı.
ay yok onu anlatacak değilim, bu yazının konusu o değil.
ama...
ay elime mi yapışır dur bahsedeyim.
bu kadınceğiz biraz cinsmiş.
eleştiri kumkuması gibi bişey.
e bize de yabancı.
ay neyse uzatma saklambaç!!!
eve ilk gelen bu kadına kırık fincanla kahve içirdik de onu diyorum.
e ama ne yapalım.
fincanlardan biri çatlakmış.
o fincanı şöyle tepsinin en arkasına koyalım da, kendimize kalsın diye hazırladı annem.
misafirlik fincan çıkarma gayretine girmedi, görümce zaten hesapsız gelmiş.
evet kendinden önce namı tanınmış ama...
neyse,
tepside sıra sıra kahveler, ilk buna tutulmuş, al birini dimi.
yok!
kahve içmesinmiş, çarpıntı marpıntı yaparmış teyzeye.
amenna.
içmezsen içecekler var.
ki zaten, geri kalan konukların hiçbirine çatlak fincanın gitmesinin bir mahsuru yok.
herkes aldı kahvesini.
kaldı mı tepside en son çatlak fincan!
"ay kaldı bir tane şimdi bak, hadi neyse ben de içeyim, o benim kısmetimmiş" demesin mi!
yaaa... özenle tepside en ulaşılmaz yere konuşlandırılan çatlak fincanı sonunda en tanımadığımız, eleştirici ve titiz yabancı misafire uzatırken annemin yüz ifadesini yazmasam olmazdı 8))

ay bi sus!
o değildi yazacağım, neden bahsediyordum ben?
ha, defterden.
dediğim o ki, ben zaten oldu bitti yazan, resim biriktirir gibi an biriktiren biriydim.
dolayısıyla bir defterim de iş yerinde çekmecemde dururdu.
az önce alt çekmecelerin birinde elime geldi.
açtım baktım.
son yazının tarihi ne biliyor musunuz?
14 aralık 2007
yaaa..
yani bu sene elime almamışım defteri.
ayıp valla.
utandım o güzel defterden, el emeği harflerden.
üstelik ne yazarsan yaz, razıdır o defterler.
bilmemne mahkemesi kararıyla erişim engellenmiştir diye bi yazı bulmazsın defteri almak için açtığın çekmecede.
buna rağmen ikinci plana atmışım ben o güzel mavi kaplı defteri.
pis ben!!!!

eee..dur o da değildi ama anlatacağım yaa..
ay geçici hafıza kaybı mı yaşıyorum ben.
ne diyordum ben.
dur bi yazının başına gidip bakıyım.

hah!
yazma becerisi kaybı.
işte ben bu defteri bulup, bu sene tarihli hiç bir yazı yazmadığımı görünce hemen aldım elime kalemi, başladım yazmaya.
bir satır, üç satır, yedi satır.....
sayfa ortasında elimde bir ağrı.
ya kalemi mi sıkı tutuyorum nedir diye kalemi gevşettim.
zira böyle elim kasıldı.
e ama olmadı.
ben ki sayfalarca yazıyı hiiiiiç bana mısın demeden yazardım.
ne el ağrısı, ne parmak kasıntısı bilmezdim.
bu ne şimdi?
parmaları klavye üstünde geçiri geçiri verip (bu ifade pek içime sinmedi ama yazmış bulundum)
sayfalarca yazıyı el ağrımadan yazmaya mı alıştım nedir.
yarım sayfada elim kasılınca bi bozuldum.
kaleme kağıda ihanet etmiş gibi hissettim kendimi.
yabancı memlekete gidip de bir iki senede telafuzu bozulmuş, "aaa... nası diyoğ siz" gıcıklığına düşmüş gibi hissettim kendimi.
kalem-kağıt dile gelmiş de
"nankör, bu muydu senin vefan, ne çabuk unuttun aslını" demiş gibi geldi.

çok mu arabesk oldu?
yani....
evet abarttım galiba duygu seline kapılıp da,
tam öyle değilse de bi kötü hissettim işte.
hem kalem kağıda vefasızlık duygusu.
hem de fiziksel olarak yazma becerisinin köreldiği duygusu.
kızdım kendime.
buydu yani sabahtan beri lafı dolandıra dolandıra, sadede varıp da söyleyemediğim şey.
söyledim oldu.
iyi aferim!

Tarih: 17:01, 7/11/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

başık bulamadım. okuyunca sen de hak vereceksin canım okuyucu, b

uykum geldi.
var ya gözlerim kapanıyor oturduğum yerde.
ne çay ne kahve açmadı beni.
habire bişeyler yiyip duruyorum zaten.
kuru kayısı.. yok "gün kurusu" bunun adı.
galeta maleta.
kepekli tarçınlı bisküvi falan.
mandalina.
meyvalı yoğurt
sakız, şeker...
yok olmadı.
uykum açılmıyor.
işim de yok ondan istifade kitap satışı sitelerinde ava çıktım.
ne alsam da ne okusam?
en son ve bir çırpıda okuduğum iki kitap, türkiye gerçeğini içimi acıta acıta yazan iki kitap sarstı beni.
şimdi roman istiyorum.
aha! bileğim de ağrımaya başladı yav, zor yazıyorum şu birkaç satırı. noooluyo yaa?
neyse bu üstteki cümlenin konunun bütünüyle alakası yok.
da, allah dert vermesin neren ağrırsa canın orda derler ya.
bak konu geldi şimdi fundama.
geçkalmadımki gözünü çıkartıyormuş a dostlar!
ay sen güneş gözlüğü alıcam diye çık,
sapı bozuk gözlüğün sapını da gözüne sok!
yok bişey geçer diye oyalan, şakır şakır sulanan gözle bitir günü.
neyseki gitmiş doktora sonra.
sarılıymış şimdi 8(
üfff.
yaptığım kahve likörünün tarifini sormak için aradığında dedi ki "insanın iki gözü olması ne kadar mühimmiş meğer"
öyle elbet.
ay üüffff......canım sıkıldı.
ben ne diyordum ki, geldi söz fundama?
ha,
bileğim ağrımıştı.
(iki olay arasında süper bir köprü kurmuşum. kurgu oscarı verdim kendime)
bi de;
mustafa'ya gidecektim, soğudum.
devrim arabalarına gidelim bari dedim sel'e.
"bari" niye?
illa ki bir filme gitmek boynumuzun borcu mu be?
manyak mıyım ben?
obama da başkan oldu.
siyah siyah diyip duruyorlar adama, melez yav o.
anası beyaz peynir gibi.
siyah babasını da zaten çok az görmüş.
boşanmış annesi babası.
bunu da anneanne büyütmüş.
babasını da boşanmadan sonra bi defa görmüş.
yani adamın babadan aldığı iki şey var sadece
biri rengi, biri adı.
o ka!
bi de şey diycem.
batmanlılar batman filmini dava edeceklermiş ya.
ya valla saçmalamıyorum, bu kadar absürt bişey aklıma gelmez zira.
bizim illerden biri var ya batman.
hani şu meşhur betmen filmine bozuluyormuş.
bi tane batman var o da biziz diyesiymiş. 8)
ne biliyim şehrin üstüne betmenin meşhur yarasa kanatlı siluetini falan mı yapacaklar anlamadım ki ben.
üf zaten gözlerim sulanıyor, yazacak bişeyim yok.
aylardan da kasım.
adında meymenet yok ki...
KASIM
bi de çocuğuna isim koyanlar var bunu.
söz meclisten dışarı da, (kendi adı, anasının, babasının, kardeşinin, akrabasının adı kasım olan var mıydı? anasının adı kasım olanlar dışındakiler üstüne alınmasın. anasının adı kasım olan da zaten alınmıştır alınacağı kadar, ben ne desem boş)
kasvetli bir isim yani.
illa ay ismi koyacaksan eylül koy, ekim koy, nisan koy, mart koy. hepsini duydum ben. ama kasım kadar sıkmadı beni.

aaayyyyy.. bana ne yav.
saçma saçma kelime bulaştı her yere.
uzaktan baksan yazı zannedersin, yakına gel yazı mazı yok ortada.
bak dolfin gibi yazacak bişeyim yok desene.
ya da deme.
mecbur musun.
maaş mı alıyorsun blogistandan?

kayısı kurusunun da tanesinde kaç kalori var ki.
avuç avuç yenmez ya bu meret.

not: utanmasam şu yazıya bi de başlık koymaya kalkacaktım.
utandım mı?
yooo.
başlık bulamadım.


Tarih: 16:24, 5/11/2008
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

yaza kaçış

gitcem ben.
yok yok temelli değil.
önümüzde hafta başına ka.
antalyada yazmış meğer.
ankarada çizmeler, kazaklar...
annemle konuşuyorum "askılı tişortla geziyoruz, denize bile giriliyor" diyor.
sonra,
fundamı bir gün gördüm geçen sefer, pek fazla fırsatımız olamamıştı. özledim.
gidip uzun uzun oturmalı, hatta şu takvim konusunda çalışıp eğlenmeli.
sonra,
çerçey orda.
var yaaa böyle içim kıpırdıyor pompiş kızımı mıncıklıycam diye. çok özledim.
sonra,
henüz izinlerim bitmedi.
sonra
"eeee. ne zaman gelcen yaa" diye sıkıştıran bi arkadaşım var antalyada, bekleyip duruyor.
sonra,
a annemi, babamı özledim ben.
sonra,
sel'in burada kalıp beni özlemesinde bi mahsur yok 8)
sonra,
tek başıma otobüs yolculuğu yapmayalı da yıllar oldu. bi dolu kitap var stokta.
sonra,
aaaa.. bi sürü şey işte.
aldım 2 gün izin
pazartesiye ka yokum burda.

ha, gider gelir okurum yazıları kaçırmam, hakkımda atıp tutmayın ha bu yok nasıl olsa diye.
ayde kalin saglikle
e hi 8)

Tarih: 10:14, 28/10/2008
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

itiraf ediyorum

arkadaşlar!!!
blogspot benim yüzümden kapandı herhalde.
hani,
erkekler ve eteklerle ilgili yazıda mesela, eteğin rövanşını almak istiyor erkekler galiba demişti dolfin, cevap yazdım rövanş lazımsa türbanı verelim, nihayetinde o da kadına mahsus bişey diye.
yaaaaa.... bak!
bi yazıda sarhoşluğumdan bahsetmiştim. al işte!
başka bi yazıda atatürk'e saygımdan, sonsuz sevgimden falan da dem vurmuşumdur. şu dönemde!!
ben kendimi bilmem mi, bi yazıda da şehitlere içim yandı diye ağlamıştım.
hele hele....
gemi azıya almak falan diye deyimleri de açıklarsan....

yok yok. kesin benim yüzümden kapandı bu site.
ben de yazmışım işte, kendimi nerde sandıysam artık.....
offfff of!!!!

Tarih: 21:34, 24/10/2008
Yorum (10) | Yorum yaz | Bağlantı

gemi azıya almak

ayıp mayıp.
valla bilmiyordum.
yani deyimi biliyorum, nerede ve ne amaçla kullanıldığını da. kullanmışlığım da vardır dolayısıyla.
ama niye "gemi azıya almak" onu bilmiyormuşum.
öğrendim.
benim gibi sonradan "hıııııı!!!" diyecekler vardır belki diye yazayım dedim.
ay cehalet ne feci şey anacım yaa...
hayır bi de bitmiyor ya.
neyss..
şöyle ki:
at, ağzındaki gem'i azı dişleri üzerine aldıysa, durdurmak için ne kadar çekerse çeksin binici kişi, atın canı yanmadığından atcık durmazmış.
gemi azıya aldığında coşup gidiyor yani heyvan.
hürst, pürst.. falan işlemiyormuş.
o sebepleymiş artık çığrından çıkan davranışlar için "gemi azıya aldı" lafının kullanılması.
yaaaa!
not: gemi azıya almış bir takım siyasi oluşumlarla hiiiiiççç ama hiiiççç alakası yok tabi burada bu konuya değiniyor olmamın. ben sadece deyim bilgisi açısından şeyettim.
öpmeden gitmeyin ha 8)

Tarih: 16:52, 21/10/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->